26th Apr 2011

fallarda cikiyorum

gun geliyor ki, sorununuzun ne oldugunu cozemiyor, iciniz icinizi kemiriyor, darlaniyor, bunaliyor, buzdolabina - icki siselerine sariyorsunuz. yok icki micki. ya da biraz once gordugum sekilde gudik astroloji fal sitelerinde herkesin sahip oldugu generic problemlerinizi ikinci tekil uzerinden okuyup bak ya, iste bu diyorsunuz. yok artik daha neler kabilinden ekleyelim. ben yazmadim valla, tarotta cikti.

1- KUPA İKİLİSİ  Dengeli ve arkadaşlık üzerine kurulmuş bir ilişkiniz var. Bunu korumak için yakın çevrenize karşı gözlemci olmalısınız.. Zihinsel paylaşmayı ve sevgiyle tamamlamayı yaşıyorsunuz.Karşınızdaki kişiyle manyetik bir çekiminiz var. Ayrıca mesleki açıdan da başarılı bir dönemdesiniz. 

2- ASA SEKİZLİSİ(Ters)  Hayatınızda engeller, kavgalar ve zorlamalar yaşayabilirsiniz. Hatta şiddetle bile karşı karşıya kalabilirsiniz. Fakat yine de zorlayıcı olmamalısınız. Çünkü sonuçlar yıkıcı olabilir. İstemediğiniz tartışma ortamlarına girebilirsiniz. Ayrıca yapmayı planladığınız bir seyahatinizde engelle karşılaşabilirsiniz. 

3- ASA PRENSİ  Size heyecan veren bir olayla karşılaşabilirsiniz. Güç gerektiren sportif faaliyetler ve zevk veren tecrübeler yaşayacaksınız. Hükmeden ve tahrik edici bir dönemdesiniz. Herkesin içinde farkedilmeyi ve liderliğinizi ispatlayacaksınız. Rekabet, hırs ve cesaret bu kartı simgeleyen kelimelerdir. Enerjinizin giderek arttığı bu dönemi oldukça çekici hale getirebilirsiniz. 

4- TILSIM PRENSİ(Ters)  İsyankarlığınız nedeniyle kendinizi insanlardan soyutluyorsunuz. Bu durum zaman zaman kendinize acımanıza neden oluyor.Kişisel deneyimlerinizden ve yaptığınız hatalardan ders almalısınız. Uzlaşmayı reddettiğiniz için, dünyayı kendinize karşı hissediyorsunuz. Bu tutumunuzu sürdürürseniz sizin için bir yenilgi söz konusu. 

5- ASA KRALI(Ters)  Bir zamanlar açık ve paylaşmayı seven bir kişiydiniz. Fakat şimdi sadece çıkarlarınızı gözetiyorsunuz. Şüphelerle dolu dünyanızı sadece kendi çıkarlarınıza uygun amaçlara ve zevklere ayırmış durumdasınız. Gittikçe huysuzlaşıyor ve dar fikirli oluyorsunuz. Bir an önce bu tutumunuzdan kurtulmalı çevrenizdekilere karşı daha anlayışlı, daha açık olmalısınız. 

6- ASA ONLUSU(Ters)  Başınızdan büyük işlere kalkışıyorsunuz. Her şeyi kendi başınıza halledip yoluna koyacağınızı zannediyorsunuz. Fakat bu kart sizin, farkına varmadan ne kadar büyük bir yükün ve sorumluluğun altına girdiğinizi gösteriyor. Siz başaracağınızı zannetseniz de maalesef sonuç sizin aleyhinize olacaktır. 

7- ASA İKİLİSİ(Ters)  Asaların ikilisi hala içtenlikle dolu fikirleri temsil eder. Buna inanamıyabilirsiniz ya da sonuçlar işinize yaramayabilir. Ulaşmak istediğiniz hedefle ilgili hiç bir şey elde edememeniz, sizde biraz da olsa hayal kırıklığına neden oluyor.  al beni vur tarota.

30th Mar 2011

TXT

pc de 637 tane txt dosyasi bulacagim kimin aklina gelirdi. mesela aa.txt

Güven Korku Huzur Gece Karanlık Çığlık Tutku Heyecan Macera Pişmanlık Hırs Sadakat İhanet Şehvet Keder Seks Şeytan Melek Şaşırtıcı Cazibe Şaşkın İnatçı Kızgın Suçlu Masum Yalnız Mahçup Ahlaksız Çapkın Tesadüf Özen Gıpta Kıskanç

 mesela list.txt

Mark Knopfler
1- The Verve - Love is Noise
2- Nickel Eye - Brandy Of the Damned
3- Nick Cave and The Bad Seeds - Dig Lazarus Dig!!
4- Adam Green - Morning After Midnight
5- AC/DC - Rock&Roll Train
6- Aaron - U Turn (Lilly)
7- Honey Honey - Little Toy Gun
8- Manic Street Preachers - Indian Summer
9- Coldplay - Viva La Vida
10- The Last Shadow Puppets - Standing Next To Me
11- Editors - Lullaby
12- The Killers ft. Lou Reed - Tranqualized
13- Gogol Bordello - American Wedding
14- Scout Niblett - Kiss
15- The Dø - On My Shoulders
16- Devotchka - Transliterator
17- Thindersticks - Flicker of a Little Girl
18- Morcheeba - Enjoy the Ride
19- Portishead - Machine Gun
20- Coldplay - Violet Hill
21- Portishead - The Rip
22- Emiliana Torrini - Jungle Drum
23- The Killers - Human
24- The Nightwatchman - Whatever it Takes
25- The Last Shadow Puppets - My Mistakes Were Made   For You

bazen dusunemiyorum. bakiyorum sadece. iyi bir sey.

17th Dec 2009

Çorba

Giriş: Çabuk çorbalar var. Zorda kalmadıkça içmem açıkçası artık ama bir dönem hayatta kalmamı sağlıyorlardı.

Gelişme: O dönemi geride bırakıp, evde özene bezene yaptığım kremalı domates çorbamı, sonra efendime söyliyim bayat ekmekleri küp küp doğrayıp tereyağı ve kekikle fırınlamamı, kaşar peynirini incecik rendelememi falan anlatmayacağım.

Akşam yemeklerinde sadece çorba ve meyve yiyorum artık. Sınırsız çorba - sınırsız meyve. Zaten yarım kepçe çorbayla doyar, birtakım olaylar sebebiyle girdiğim tatlı krizlerim haricinde de yarım muzdan, bir mandalinadan ya da yarım elmadan başka bir şey yiyemem. (yazar burada kış meyvelerini tercih ettiğini vurguluyor)

Sonuç: Yaptığım çorbayı fincanda içiyorum yine.

Bu aptal şeyleri yazdıran şeye gelince:

Okuduğumuzu anlayalım: Demem o ki, bardak aynı bardak. içindeki çorba değişti.
Artık çabuk çorba içmiyorum taam mı?

26th Nov 2009

squash through a gate

bir zamanlar kabahatlerimiz ortaktı.
şimdi ayrı ayrı yanlış yapar olduk.
ortak bir yanlışımızsa bir doğruyu götürmek üzere.

ben sana yemek vermedim ki sen yiyesin.
sen açım demedin ki ben sana yemek vereyim.

yemek beklerse bozulacak, kokacak.
o yüzden bu kadar uğraşıyorum havası alınmış kaplarda, karanlık ve serin yerlerde saklamak için onu.
aman bozulmasın, aman kokmasın diye.

yiyeceğim dedin mi?
açım dedin mi?
demedin.

kim kabahatli bilmiyorum.
allahım kafam çok karışık.

3rd Sep 2009

Parle

Öğrendiğim ilk fransızca kelime bu sanırım. Cic bir kız olarak yetiştirilirken dilime yerleşen mersiyi saymazsak. aziz nesin’in sizin memlekette eşek yok mu öykü kitabında bir öyküde geçiyordu. babamın 9 yaşında aziz nesin okutmasına biraz kızsa da annem “parle vu fığanse” dediğimde, gözleri yaşarmıştı. şıkır şıkır ingilizcemden hiç memnun değildi annem sanırım. fransızca eğitim almamı tercih ederdi belki.

Bense kızımın her şeyi hemen okumasını, öğrenmesini ve beni pek şaşırtmamasını istiyorum. beni şaşırtan çocuklardan ürkerim ben. olasılık bilirim biraz ve onların dışına çıkan insanlar kesin başıma bir şey açar.

sürpriz sevmem. bana doneleri verin, tahmin edeyim. bilemezsem cevabı verin. cevap tahminerimin tamamen dışında çıkarsa donelerde hata vardır.

ben ve aptal özgüvenim. kendi kendine parle.

28th Jul 2009

Biraz yazmaktan kimseye zarar gelmez

Tereddüt etmeyin, sadece yapın. Ağlayın, zırlayın, tepinin, çıldırın, ama yapın. Kimin ne dediğini ya da ne düşündüğünü umursamayın. Kendinizi takip edin. Ve bunu yaparken etrafınızdakileri kırmanız gerekirse, en azından bir iki parçayı toplayıp öyle gidin. Ve bunu sadece insan olduğunuzdan yapın. Diğer türlü, o kırıp atmakta tereddüt etmediğiniz ve öylece arkanızı dönüp gidebilecek kadar kayıtsız davranabildiğiniz her bok, ucu özenle sivriltilmiş birer ok gibi gün gelip kıçınıza saplanacak (hiçbir büyük yüreksizlik ödülsüz kalmaz ne de olsa) ve inanınız ki … denen hatun bunu görmekten büyük zevk alarak uzaktan uzağa da olsa sizi ayakta alkışlayacaktır.

bir süredir, ki yaklaşık 6 aya tekabül ediyor, tuhaf iç çalkantılarımı günlük hayat trajedyasıya kapatmaya çalışıyorum. işe git, eve gel, küvet ov, bulaşık makinasını boşalt, bilgisayarı aç, telefonu aç, yatağı topla, kahve iç, çay iç, bir şeyler atıştır, çocuğun aşısı, bakıcının kocası, komşunun kızı, perdemin kenarı derken bir baktım tuhaf bir asilmilasyonun içindeyim.

o küçümsediğim, kaçtığım, zaman zaman kınadığım günlük kadınlardan biriyim. düzenli bir işim, ödemem gereken faturalarım, her zevkime hitap edebilecek birbirinden tamamen farklı sosyal çevrelerim, az dostum, çok merhabam, iki telefonum ve bedenimle ilgili takıntılarım var.

toplumun çekirdek bir kadrosuyla yaşıyorsanız ya da yaşamaya çalışıyorsanız, alışkanlıklarını, davranış biçimlerini, olaylara karşı tepkilerini tam olarak bilmeden kesinlikle o çekirdeğin içinde hissetmeyin kendinizi. var olduğunu, normal olduğunu sandığınız her davranış, aslında o kadroyu toplumdan ayıran şeydir ve toplumu mu küçük topluluğu mu seçeceğinize karar vermemişseniz asla kimsenin tabularını yıkmaya çalışmayın.

bugün büyük bir kabalığa maruz kaldım ki, insanların bazı şeylere ne ölçüde tepki vereceklerini, neyin ne kadar beyinlerinde yer ettiğini, bir kere daha kestiremediğimi fark ettim. ölçüsüz kabalık gibi, ölçüsüz kayıtsızlık da tıpkı yukarıdaki alıntıdaki şekliyle size dönebiliyor. sorun bunu da ne kadar kayıtsızlıkla karşılayabileceğiniz ki, eğer içinizde hala insana dair bir şeyler kalmışsa bu çok da mümkün değil. maneviyatımı kaybetmemiş olduğuma şükrediyorum bir yandan böyle şeyler yaşadıkça, demek ki hala tepkisiz değilim, demek ki duyularım hala içimde bir yerlerle iletişim kurabiliyor.

bi yandan da bir terazinin bir kefesi bugün aşağı indi. kendi içimde var olduğuna inandığım bir kısım tutarlı ve dengeli duygular bu kabalıkla aşağı indi ve artık teraziyi kullanılamaz hale getirdi. bu demek değil ki, dengem bozuldu. hayır, hayır, içimde binlerce terazi var ve sükunetimi buna borçluyum.

12th Jul 2009

I’m fine thanks, and you?

Öyle yani. Çok kalabalık başım, iki haftalık bir maceranın sonuna geldim. Yarın detoksa başlıyorum. 2 hafta boyunca alkol, sigara, kafein, tuz, hayvansal yağ yok.sonrasını düşünürüz.

Si yu leytır, ileveytır.

17th Jun 2009

Darkside

I need a hug, a kiss, an exchange of words

Someone to tell me, everything will be ok.

7th Jun 2009

I want this



HEMEN!

4th Jun 2009

Kendimi seviyorum, omzumu öpüyorum



(via: Kendini benim kadar seven başka biri daha)

16th May 2009

Karanlık değilim ben

Mutlu anlarımı doyasıya yaşıyorum zaten. Neden paylaşayım ki sizinle?

12th May 2009

Geçti sanmıştı

Hıçkırıklarını bastıramadan bağıra bağıra ağlıyordu. ellerini dizlerine vura vura, saçlarını yolarak, sadece ve sadece kendine ve önündeki tükenmeye yüz tutan tuvalet kağıdı rulosuna zarar vererek.

Neden böyle oldu değildi derdi, neden böyle hissediyorumdu. büyük acılar atlatmış, erken yaşta sokaklarla tanışmış, kadınlığa çabuk adım atmış, hiçbir derdi yatağa sokmamış, bir şeye en fazla yedisi çıkana kadar üzülmüş birini tek bir cümle nasıl bu kadar çökertebilirdi ki?

Bir adamı çok sevmişti, tüm hayatını o adam için değiştirmişti. sırf o adamla birlikte olabilmek için.

NE BUDALACA DEĞİL Mİ?

Bilmiyor muydu acaba, erkeklerin küçük kara sinekler olduklarını, her türlü tatlıya uçarcasına geldiklerini ama yaşam alanlarının çöplük olduğunu?

O adam hayatından çıkıp gitmeliydi bir gün. Kendi istedi kadın bunu. Onu seviyordu, istiyordu ama istemekle olmuyordu işte, zorla, kendine eziyet ederek mi devam ettirseydi bir çıkmazdan diğer çıkmaza savrulan yolculuğunu?

Adam gitti, kadın gitti, kadın yitti, kadın savruldu.

Düşünmedi, uyumadı, yemedi, içmedi, çalışmadı, okumadı, gezmedi, konuşmadı, sevmedi, özlemedi, istemedi, giyinmedi, yıkanmadı, terlemedi, üşümedi. sadece içti ve sevişti.

kadın bitmedi ama, savrulduğu gibi doğruldu, yandı, pişti, söndü. başına gelenleri bir bir saydı, özüne döndü, içini gördü, gerçeğe aydı,

Ya da öyle sandı.

Bir kilo demirin bir kilo pamuktan daha fazla zarar verdiğini göremediniz siz rasyonalist abileri.

Ve siz öfkesini, acısını, hırsını yaşamaya izin vermediniz.

Siz kim misiniz? Siz artık senin çoğulusunuz.

Bir kadın dramı daha izlediniz. Haydi hepinize iyi geceler.

9th May 2009

Anneler Günüm Kutlu Olsunmuş

defolun hepiniz.

6th May 2009

Uyunmaması gereken geceler ve mor göz altları üzerine güzelleme

Sana ve birkaç kişiye söylediğim gibi,

Yazmasaydım, yaşardım.

………………….

bazen düşünürken beynim alev alıyor ve parmaklarıma gelenler sadece külleri oluyor. bu yüzden şu anda bir kayıt cihazına, ileride de beynime yerleştireceğim bir mikroçipe ihtiyacım var.

şu hayata dair en büyük hevesim deniz gören bir terasta, denizle birlikte karşılıklı kahve içip erkek dedikodusu yapmak olabilir. ama küçük bir varsayımla. çünkü o kadar çok yaşamadığım şey var ki, o kadar çok. elimin altından, başımın üstünden kayıp giden şeyler. ah, hepsini bir deftere yazmalıyım.

“bunları yapamadan öldüm”

umarım bu dünyaya tek mirasım bu olmaz. birisi üzerinde bıraktığım en büyük iz sanırım, attığım tekme sonucu diz kapağı parçalanan adamda kaldı.

……………………………

dün gül dibine gömdüğüm kağıda yazdığım gibi,

sıkıştığımda neredeydin hızır? gül diplerinde mi arıyordun beni?


mitlerle bile kavga eden, onlara bile kapris yapabilen bir kadının ruh sağlığı için şüpheye düşme.

o sadece çekemeyeceği derdi kendisine veren tanrısıyla kavga ediyor.

2nd May 2009

03.00 (Gecenin tam üçü)

Bu saat sizin için sabahın üçü olduğu gün, merhaba orta yaş, elveda altın çağ demenin zamanı gelir.

kafamdaki saçma sapan düşünce selini, bastırılmış açlığımı, badem kokan nefesimi, nikotin düşkünlüğümü falan düşünerek “uyku yok sana bu gece” diyorum kendi kendime. bir küçük rakıyı evde 1 ayda, dışarıda 4 saatte falan tüketebildiğimi, alkolün benim için sadece sohbetle gittiğini yoksa efkardan geberdiğimi söylediğim bir arkadaşım bana 1 şişe amaretto hediye etmişti.  hem de orjinal. di soronno. kısmet bugüneymiş. 2 duble. bol buz.

Uzun zaman görüşmediğin insanlar görmenin yolunu, cep telefonunda sadece son arananları değil de rehberi kullanmak olduğunu fark ettiğim günü seviyorum. arada sırf eğlence olsun diye bunu yapıp, nasıl olduğunu merak ettim sadece diyorum. kimisi diyordur “yalnız herhalde yoksa aramaz”, fırsat düşkünlüğü içinde ilk tepki “gelsene şurdayım” oluyor. kimisine kendimi tanıtmak zorunda kalıyorum haaaaa ooooo naaaaaber nidaları eşliğinde 30 saniyeyi harcıyoruz.

bunlardan birisi ise “hiç aramadın beni, ne kadar bekledim biliyor musun?” dedi.
cevap veremedim. arasaydım keşke dedim içimden, neden o aramadı acaba kesin bi bok yemişimdir de dedim ama çaktırmadım.
üzüldüm ama. keşke arasaydım, keşke. keşke kimseyi kırmasaydım, kimseyi bekletmeseydim, kimseyi üzmeden yaşasaydım tüm hayatımı. üzülmek geçici bir şey, unutuyorsun, en azından dünya sikime minare götüme dediğin an diğer episoda atlayabiliyorsun bir şekilde. ama üzmek öyle mi? üzmek kambur, üzmek dikenli tel, üzmek olgunlaşmamış kırmızı çıban.

kendi kanım yüzümü kapladığında aklımdan tonla şey geçti, o anda orada bayılmadıysam orada, içerde power turk eşliğinde cıvıldayan kuş sayesinde oldu bu. ya da ilk yaptığım şeyin bağırmak değil de yanağımı ısırmak olması tamamen onu korkutmamak içindi.

“noldu askım?”
“bir şey yok tatlım tabak kırıldı.”
“geliyim mi?”
“sakın, ayağına batar”

banyoya yürüyerek gidebiliyorsam o anda, onu sakin tutmak içindi bu. birisinin (herhangi) sizin için bu kadar üzerinde düşünülecek bir hal alması korkunç değil mi? Doğal bir sürecin içinde panik duygusundan arınmak, insanlara yeniden değer verebilmek gerçekten acayip. nefret duygum saçımı siyaha boyayıp, sadece heavy metal dinleyip yüzümü bembeyaz pudraladığım goth ergenliğimden kalma olsa gerek. tamiri oldukça zormuş. birisi için (kendim de dahil) endişlenmeye başlamam gerekiyormuş misal.

(burada ufak bilgilendirme, benim için endişe edin ve bana geçmiş olsun çikolatası yollayın, evde çikolata olmaması amaretto ile hiç uyuşmadı)

şu anda elmacık kemiğim üzerinde 3, kaşımın üstünde 3 olmak üzere 6 adet dikişe sahibim. yukarıda bahsi geçen tabak kafamda kırıldı.

sana yaranmaya çalıştım ben bir süre, neden ne amaçla bunları bilmiyorum. sadece beni takdir et, beni beğen, beni arkadaşın olarak gör istedim. ne bileyim hayatında olayım senin için bir şeyler yapabileyim, canım sıkıldığında arayayım.
buna sebep olan şey yani sen kimsin? seni tanımıyorum. evet hakkında birtakım objektif doneye sahibim ama bildiklerim neden seni gözümde değerli biri yapıyor? iyi bir insansın bile diyemem. kötü çocukları da en son ortaokulda severdim ben. muallak bir yerdesin. ama bir çekiciliğin var. ve gecenin şu saatinde ben allah kahretsin ki seni düşünüyorum ve sanırım biraz sarhoşum. bir şeylerin sebebini öğrenmeye çalışmak çok gereksiz bazen, bunu da biliyorum.

ama seni özlüyorum. ve sen sebebini bilmediğim bir şekilde sesiz kaldıkça seni düşünmeye de devam edeceğim.

ilk sirende kendimi azad etmeliyim.

daaaadidaaaaadi.