akis
Yolu anlatan insanlardan olamadim hic. Yalniz ciktigim yollarda cok engebe, kafilelerde de cok gurultu vardi. Yol insani da olamadim ya gerci, varista derin soluklarimla mutlu oldum. Bak yol ne guzeldi, neler gorduk, neler gecirdik diyince nihayetinde vardik dedim. Varisa odakli halim yordu kafileyi, yolcu kalabalik beni gerdi. Velhasili variyoruz, varligimizi ordan oraya tasiyoruz. Tasidik geldik. Bir sonraki varisa selam cakiyorum. Harita uzerindeki noktalar cekici mesela, cizgiler degil. Nokta anlamli, stabil, belli. Iki nokta arasi olcumlenebilir degerlerde gezmek, problemlere konu olsa da, heyecan verici degil. Allah askina her gun yasamak, katlanmak, agiz kokusu cekmek, gormemeye calismak yeterince zor ve karmasikken neden heyecan arayisina girersiniz hic bilmem ki? Iki nokta arasi mesafenin kisalmasi diye bir sey olur mu? Sadece o iki nokta arasini daha kisa surede alirsin… ya da alamazsin, bilemedim simdi. Olcumlenebilir degerlere kaydi aklim, isik hizina ulasinca olcemiyorum aklimi. Olcemeyince kiziyorum. Benden bagimsiz calismaya baslayinca kendimden korkup korunmaya geciyorum artik. Kendimi kendimden koruma yontemi olarak “hi hi evet, ay birak, ekiki dogru” havasinda konusmalara yelken aciyorum. O araya denk gelirseniz amenna, bir iletisim sekli olarak konusmanin serbest salinimina tanik olursunuz. Ha henuz yontemi uygulamaya koymadan, korku anina denk gelirseniz… gelmeyin. Sonra beni sevmiyorsunuz, uzuluyorum. Boyle kopuk kopuk seyleri bir araya getirmeye calisiyorum bazen. Ama hakkaten kopuk, her anlamda. Cok uzak noktalar, cok yuksek noktalar. Bir sekilde anlamsizca sukun ediyorlar beynime. Ne icin oturdugumu unuttum mesela su anda. Bir sey anlatacaktim ben, bir sey vardi… Iste bu yuzden cilginca analiz yapmaya calisan kafamdan tiksiniyorum. Analiz icin doneleri saglikli alman gerekiyor ama algi duzeyini hangi seviyede tuttugunla baglantili bir sekilde ve ben her ne kadar guzel dinleyici modunda takilsam da “parlak” noktalar sondugu anda “o” role burunuyorum. Parlak nokta. Cok kotuymus. Kendi betimlememden tiksindim. O da o kopuk noktalardan kaynaklaniyor. O kadar aykiri, o kadar farkli duzlemdeler ki ortak sifatta bile bulusturamadim. Parlak. Parlak. Piril piril. Neyse. Simdi cok alakasiz ama aklima geldi. Dun anlik bir yanilsamayla burclara, gezegen evlerine, yorungelere, sungulere, kuskulere falan inanacaktim neredeyse. Etrafim bu konuyla sarmalanmis durumda; acim allahsizlar diye unlemelerime bile kulak asmadan bir old list uzerinde calismalarina devam edip icigimi cicigimi, no sex and the city olsa olsa synth in the city, ortaya dokme, senin sorunun ne kadin allah askina diye cemkirme, aclikla imtihanimdan bb, askla imtihanimdan not attendance cekme suretiyle isleri uzerine yogunlastilar. Sonuclar icin aslan kac, teraziye tikla, basak bic, kova tuttur, ikizler def, boga shit, yay hurray gibi ozetler rica ettim. Vermediler. Ne konustunuz o zaman tikiciklerim dedim. Sana da iyilik yaramiyor dediler. Iyilik isteyen oldu sanki yarebbim edasiyla icimden diyaframimi, disardan gozlerimi devirdim. Simdi aslinda inanmak inanmamak degil mevzu. Bilmek bilmemek ile ilgilenip ilgilenmemek arasinda seyrediyor. Birileri doguyor, o sirada evrende olaylar gelisiyor, anasindan babasindan hic ozellik almamis bu cocuk, huydur ceker, boktur kokar minvalli atasozlerimizi bi kalemde atiyoruz kenara; dogdugum dakikayla degerlendiriyosun; o sirada dunyada neler oluyordu falan. Eaaah, cok sikko afedersiniz. Bir kere takmistim bu burc mevzusuna. O da cok calkantili bir doneme gelen ve kisa sureli atraktif girisimlerin husranla sonuclanmasina sebep olan mahalle baskisiyla. “oooo kizim tipik aslan erkegi o, ego carpismasi, istersen daglar daglar yerinden oynaaaar oynar” diye; e hadi bakalim o zaman demistik. Sonra pisman olmadin gerci. Bahanem de hazirdi, “sorun sende degil, sorun bende de degil, sorun evrene enerjimizin fazla gelisi, yildiz haritalari, anamdan ciktigim gun. babamla gezmeyi biraktigim gun.” “dogumgununu mu unuttum allaskina noluyo?” Mal mal bakinmistik bi sure, gulmustuk sonra. Gerci sonra gulmemis, oyle dedilerdi. Neyse. Ne diyodum yine unuttum. Ha. Merhaba, burcum kova yukselenim aslan. Simdi ogrenilmis iliski diye bir zamazingo varmis. Sen her iliskinden ders alip, iliski bitiminde o hatalarin dokumunu cikarip, bir sonraki “varis”ta o yuklerden kurtulmus oluyormusmusmussun. Bunu iliski kompedani arkadaslarim soyluyor. Ben hatalarimdan ders cikarmiyormusum. Ben ayni seyleri surekli tekrar ediyormusum. Ben soyleymisim de ben boyleymisim. Hah iste, “ben boyleyim evet, orada haklisin” diyip konusma sonlansin lutfen, azad edin beni kapsamli kestirip atmalarimda e ama biraz da karsindakini dikkate almak gerekmiyor mu tarafina geciyor konusma, eah sana bir karsimdakine iki diyesim geliyor bu sefer susuyorum ben her zamanki gibi. Konussana lan konus kadin bi seyler soyle lutfen tarzindaki cumlelere o kadar aliskinim ki artik etki etmedigini biliyorlar. Nasil oldu da gundem maddesi oldum, neden herkesin tek derdi ben ve ozel hayatim oldu. Sasiriyorum, hay sikeyim bir kagit kalemim olsaydi surada diyorum. Ha da bir kayit cihazi falan. Konustuklarini kaydetsem prime time kadin programlarina 2 sezon yetecek kadar malzeme cikar. Bunlari internetle sosyal medyayla falan tanistirsam tepeme musallat olurlar korkusuyla da dinliyormus gibi yapiyorum aslinda. Surekli tekrar ediyorum bazi seyleri evet. Cunku onlari hata olarak gormuyorum. Begenmeyenin kucuk ogluna, kendisine, kaynina hayirli basarilar dilemisimdir hep bu zamana kadar ki, o bile hataymis. Oyle diyorlar yani. Of cok sacma, kafami bu kadar aptal seylerle mesgul etmek icin cok yorgunum. Dis kapinin mandali biri, dunyanin obur ucundan tespitini yazdi: “ya cok mesgulsun, ya ruh hastasisin” Icerikten sapip ne zaman karakterlere yonelmisim ki ayni tavri goruyorum? Insanlari, sahip olduklari ve olamadiklari ile ilgili ozlemleri -sahip olmadiklarimiza ozlem duymak ayri da, sahip degiliz diye uzulmek cok cocuksu degil mi-, hirslari, gururlari, kibirleri, egolari, asklari, nefretleri, ihtiyaclari, istekleri ile degerlendirmek neden? Anlattiklarinin altini desmek neden? Kelimeler ne zaman bu kadar kifayetsiz oldu da bu derde dustuk bilmiyorum. Soylediklerim kadar oldugum bir dunya diliyorum. Susuyorsam sizinle bir dunya dilemiyorumdur. Her dokuz ayin sonunda nurtopu gibi cocuklarimiz olsaydi, dunya nasil bir yer olurdu siz dusunun. Hayirlisi neyse o olsun diyor; sebebi bilinmeyen amenoremize deva arayan cevremizden hizla uzaklasip evimizin guvenli ortamina donmek icin saat sayiyoruz. Insan sevmiyorum demiyorum. Vallahi bak. Bagirma, cocuk uyuyor.