When love is real, you don’t have to show it.
When it is true, then everyone will know.
‘Cause there’ll be no one but
You and me
When love is real, you don’t have to show it.
When it is true, then everyone will know.
‘Cause there’ll be no one but
You and me
Bugun yediklerim
1 kasik yogurt
Yarim tost (kepek ekmegine)
2 bardak portakal suyu
8 kahve (filtre, turk kahvesi, espresso, latte)
Elimdeki kahve haric
Crimson flames tied through my ears
Rollin’ high and mighty traps
Pounced with fire on flaming roads
Using ideas as my maps
“We’ll meet on edges, soon,” said I
Proud ‘neath heated brow
Ah, but I was so much older then
I’m younger than that now.
Half-cracked prejudice leaped forth
“Rip down all hate,” I screamed
Lies that life is black and white
Spoke from my skull, I dreamed
Romantic facts of musketeers
Foundationed deep, somehow
Ah, but I was so much older then
I’m younger than that now.
Girls’ faces formed the forward path
From phony jealousy
To memorizing politics
Of ancient history
Flung down by corpse evangelists
Unthought of, though, somehow
Ah, but I was so much older then
I’m younger than that now.
A self-ordained professor’s tongue
Too serious to fool
Spouted out that liberty
Is just equality in school
“Equality,” I spoke the word
As if a wedding vow
Ah, but I was so much older then
I’m younger than that now.
In a soldier’s stance, I aimed my hand
At the mongrel dogs who teach
Fearing not that I’d become my enemy
In the instant that I preach
My existence led by confusion boats
Mutiny from stern to bow
Ah, but I was so much older then
I’m younger than that now.
Yes, my guard stood hard when abstract threats
Too noble to neglect
Deceived me into thinking
I had something to protect
Good and bad, I define these terms
Quite clear, no doubt, somehow
Ah, but I was so much older then
I’m younger than that now.
eskiden,all i need is a big brother, daha once de soyledigim gibi.
uzerine konusmayinca yasanmis sayamazdik olaylari. toplanmali, tartismali, kavga etmeliydik o konu uzerine ve o zaman icimize sindirebilirdik.
simdi,
yazmayinca yasanmamis sayilan zamanlarin cilesindeyiz.
nasil hastalikli bi zamanda cocuk yetistirmeye calisiyorum allahim ben.
Eger “gidebiliyorsan”, ne istedigini bilmek zorunda degilsin.
kendine zarar verdiginde, ona saygi duymami bekleyen insana ne demeliyim bilmiyorum.
sabahin 4’unde sokak kopeklerinin asfaltta yururken cikardiklari tirnak seslerini dinlemek tuylerimi diken diken ediyor. o sese gerceklik kazandirma cesaretini bulup camdan baktigimda balkonumun altinda buluyorum hepsini. sabah 4 ve balkonumun altinda kopekler bekliyor.
shh diyorum. asagidalar ve sana ulasamazlar ve gunduz cok kalabalik ve sokak kapisiyla otopark arasi mesafe sadece 30 metre ve ve ve ve…
sakin ol. sadece kopek.
…being a working mom is like being a currency that never has enough value.Brothers & Sisters
tum benliginle ona ait olmani isteyen insan, zamanin akisinda bu ritmi yakalamadiysak nasil normlara sokacagiz kendimizi? biz olma denen toplum algisina ayak uydurarak mutlu iliskilere nasil yelken acacagiz. hep bir parcamin baskasina ait oldugunu bildiginde mutsuz mu olacaksin? seni daha mi az seviyor olacagim? siralamalarla kafan mi karisacak? insanlar birbirlerini yormak icin degil, birbirini goguslemek icin biz olurlar halbuki ve ben sadece cikik koprucuk kemiklerimle ve genis gogus kafesimle sirtlayabilirdim seni insan. ama sen kalcami, baldirimi, kulagimi, boynumu, mememi ve amimi da istedin ve biz olmaktan cikip vucut parselledik ve beni kesfedip sana verdik. biz olmadik. ben senin oldum. bir mal gibi, bir esya gibi. bir kutu gibi. acmazsan oldugu yerde tozlanan bir kutu olursam biz olamayiz. senin olurum ama biz olamayiz. kuflenirim, tozlanirim orumcek baglarim ve isildayan, renkli halime bayilan sen bu pislik yuvasindan haz alamazsin artik. ne aci ki insan eskidikce tatlanmiyor, ne aci. yaslanmamiz bile tokat misali patlarken surata, biz olmaya takilmak cok zor degil mi?
insansin, eksiklerin var ve biz olmak bu eksikleri tamamlamak degil mi biraz. hep sen koyamazsin insan, biraz da ben koyarim. amina.
Masada oturuyorum. Masa da benimle oturuyor. Aynı zamanda dört sandalye, dört sandalye minderi, bir küçük bardak çay, üç sigara, bir kültablası, birbirinden habersiz bir tuzluk ve biberlik, kesme şekerler, hepsi benimle oturuyor. Ben konuşmadan konuşmuyorlar. Oysa ki ben öyle değil demek istiyorum. Çok doğru demek istiyorum. Nası olur demek istiyorum, haklısın. Anlamıyorsun ve anlıyorsun. Gideyim mi diye soruyorum. Sormadığım için kimse cevap vermiyor. Göz pınarlarım doluyor, harfler boşalıyor. Hayır sadece bir harf çıkıyor. Ama bugüne kadar gördüğüm en büyük harf. Çok heybetli ve kırılgan. Onu seviyorum.
sari isikla aydinlatilmis, beyaz boyali bir oda. karsilikli sedirler var. sadece kadinlar var. basi kapali, acik, genc, yasli, tanimiyorum sanirim hicbirini, yuzlerini hatirlamiyorum. belki de blur. yanimda bir kadin oturuyor. basini omzuma yaslamis ve masturbasyon yapiyor. kadinlardan bazilari napiyosun, terbiyesiz, ayip gibi seyler soyluyorlar. yavasca inliyor yanimdaki kadin. sakin ol, gecti, geciyor diyorum. elimde bir telefon var. saate bakiyorum. 7.10
uyandim.
“Sherlock proves that you don’t need 13 or 22 episodes in a series to create a show you can invest in emotionally.”
The English Patient, 1996 (dir. Anthony Minghella)
Strumpet and Pink couture panties
ELIZABETH TAYLOR: QUEEN OF ROCKS
The 33.19-carat “Elizabeth Taylor Diamond” ring. Gift from Richard Burton. Estimate: $2,500,000–$3,500,000 Sold for: $8,818,500! Photography Richard Burbridge, for...
snm.