az daha pilav al annem, bezelyeli bak.

genel bir prensibim vardi ki, bugun bozdum.

bir seyin varligini unutmussaniz, atiyorum, gorene kadar oyle bir tisortunuz oldugunu hatirlamadiginiz bir an varsa, o tisort coptur. atin gitsin. fazla yani. kenarda durunca bi ise yaramaz.

2 yildir acilmamis, uzerinde kablo yazan koliden kutulu, acilmamis philips hoparlor cikmasiyla dedim ki, sikerler prensibi. yasasin kenarda duranlar ve gorunce hatirlananlar, hatirlaninca heyecanlandiranlar.

bi de unutulmayanlar var ama, onlar konu disi. 

20 eylul

her seyin yolunda ve guzel gittigi bir gun icin neleri feda ederdiniz konulu soruya gelecek olasi cevaplar.

1- zaten her sey yolunda. ekstra caba sarfetmezdim.

2- baska bir gunumu

3- her sey derken?

her sey iste, her sey mi guzel olur ya, kaybolmak mi guzel olur mesela, nasi olur? sen zaten hep boyle yapiyosun ve biraz sonra aglayacagim, ardindan gulusmeler. 

siritip duruyorum. tovbe yarabbim.

kimkibok

alinmak kelimesinin farkli anlamlari uzerine dusunuyorum bu ara. almak daha basit geliyor, alinmayi itiyorum kenara.

dusunuyorum ama, hep dusunuyorum, dusunce seli lafi komik geliyor, cig, belki. yikip geciyor cunku dusunceler “olan”lari ve dusunceler hep anlasilmaz, karmasik ve irrasyonel olmak zorunda gibi. hareket anlasilabilir. dusunce… dusunulur sadece. hepsi kafamin icinde. hepsi. kafamin ici copluk mu, columnlari bir turlu sort edilemeyen dev bir database mi, anasininaminakadarbytetan soz ediyorum burada, bilmiyorum. ama cok dusunuyorum. hayati okuyarak ogrenebilecegimi sandigim zamanlardakinden daha cok ama. o zaman sadece alirdim. cignerdim, yutardim ve sindirirdim. bosaltamazdim ama bir turlu ve her turlu ifrazati bunyede tutmak icine kapanik kendi pisliginden korkan bir insan olmama sebep oldu belki o zamanlarda. su analitik dusunme yetisi hangi buyume caginda geldiyse bunyeye, lanet olsun o zamanlara diye dusunuyorum. bak hala…

sen ve sen ayrica sen de. ah dur sen de gel. seni de sevmistim.

ne diyorduk. alinmak.
sen bana soylersen, alirim. anlamaya calisirim. cevap veririm. belki de vermem.
sen bana ne soylersen, almamam gerekir, bunun cevabi sende gizli, bende degil. almamam gereken sende kalmali, bende degil. bana soyleme benim olmayani. bana dair olmayani.
sen bana nasil soylersen aldigim degisir, degismez, cunku sen bana birparcaboku suslu bir paket icerisinde versen de, bok boktur. bokun ozeni olmaz.

bu almak, anlamak.

ama sen dersen ki, buraya bir parca bok koydum. kokusuna gelen bok sineklerine acik… anladin mi simdi.

bu yazi alinanlar icin. her kimseniz. yazamadim yine.

….Sonra birbirimize aşık olduk.Bu nasıl,ne zaman oldu;önce hangimiz oldu,bilmiyorum.Dürüst olmak gerekirse bu konu önemli olmadığından değil,kadın erkek ilişkisini güçler çatışması olarak yaşayan ve birileri üzerinde egemenlik kurmaya çalışan her çift için bu sorunun yanıtı önemlidir.Bizim bilmememizin nedeni,sahiden bilmememizdi.Aşk,ikimizin de arzulamadığı,hesaplamadığı,hayatlarımız için amaçlamadığı bir şeydi.Öylesine oluvermişti işte.Onu en fazla başımıza gelen bir trafik kazasına benzetebilirdik.Aşık olduğumuz için,öncelikle kendimize karşı gizli bir mahcubiyet duyduğumuz ve bir süre bununla sözcüklerini bulamayan bir iç hesaplaşması biçiminde boğuştuğumuz kanısındayım.Bu nedenle aşık olmanın tadına varmamız,aşkın kendine göre özel bir keyfi olduğunu anlamamız,beraberliğimizin kendi hikayesi içinde yol almamız epeyce gecikti.Bir süre sonra,zamanında anlamadığımız bir filmi yeniden seyretmek ister gibi dönüp kendi hikayemize uzaktan baktık.Bu hikaye içindeki kendimizi tanımaya,bize ne olduğunu anlamaya çalıştık.Belki içimizdeki kötülüğün renkli oyunlarına fazla kapıldığımız için,aşk bizden uzak sanıyorduk.Ya da aşkı fazla temiz bir şey sanıyorduk.Oysa gerçek her zaman yalındır:Kötü insanlar da aşık olur ve aşk kötülüğe;kötülük de aşka bir engel teşkil etmez.Hatta birbirine aşık insanlar,birbirlerine daha kolay kötülük edebilirler….
MURATHAN MUNGAN/KÖTÜ ADAM KÖTÜ KADIN AŞKI ÜZERİNE KÜÇÜK BİR FİLM/KİTAPLIK DERGİSİ-EKİM2008 vintage biscuit: Kötü de olsa bir aşk hikayesi, hikaye olduğuyla kalmalı*
bazen kuzey koreliyim desem yerler gibi geliyor.

bazen kuzey koreliyim desem yerler gibi geliyor.

su kadar seyimde degilsiniz.
datafobik:

sıfatlar, yani bir şeyin niteliklerini belirleyen tanımlamalar. güzeliyle, çirkiniyle, ıslağıyla kurusuyla, anlamıyla anlamsızıyla aslında hepimizin götünden salladığı tamamen kişisel görüşler ve görüngüler uğruna feda ettiğimiz varoluşumuz. kullandığımız deterjanın kokusundan, kozmetik sevdamıza, moda tutukusundan, güzelle çirkini ayırma sevdamıza bizi biz yapamayan sıfatlar. misal, çirkinleri sevmeyişimiz, misal gökyüzünü mavi, suyu saydam görünce resimleyip paylaşmamız, misal, zengini fakiri ayrı düşürüşümüz aslında bu sıfat takıntımızdan geliyor. bir şeyi onaylama tutkumuz had safhada. hatta bırak onaylamayı, fikir beyan etmedikçe anlam kazanamayan diyologlaırn kurbanıyız. şöyle ki, seni sen yapanları dijital ortamda paylaşmaktan, bunalara beğeni kazanma yarışına girmekten pekala zevk alıyorsun. yüksek not aldığında öğretmeninin gözlerine bakışındaki zevk de aynıydı, iyi bir seksin sonunda sana sarılmasını beklediğin sevgilinden alacağın ya da almayı umduğun zevk de. kısacası, onaylanmadıkça artmayan bir tat. beğeni toplamadıkça tekrar edilmeyen davranışın basit organizmasıyız. bu yüzden anlattıkça anlatıyor, sundukça sunuyor, gösterdikçe gösteriyoruz. pek güzel, hiç sorun yok bu durumda. gayet insana yakışır bir durum. yine de, kendini pazarlamayan, sunmayan, anlatmayan, buna da gerek duymayanları meraka sevk ediyor beni bu. sosyalini dijitalinden gerçeğine yöneten, aşkını elinden tutup gezdiren, ruhunu tanımayıp süsleyen bizlerin neye ihtiyacı olduğu konusundaki belirgin olmayan halden pek de çıkabilmeyene uzaktan bakmak isterim.

datafobik:

sıfatlar, yani bir şeyin niteliklerini belirleyen tanımlamalar. güzeliyle, çirkiniyle, ıslağıyla kurusuyla, anlamıyla anlamsızıyla aslında hepimizin götünden salladığı tamamen kişisel görüşler ve görüngüler uğruna feda ettiğimiz varoluşumuz. kullandığımız deterjanın kokusundan, kozmetik sevdamıza, moda tutukusundan, güzelle çirkini ayırma sevdamıza bizi biz yapamayan sıfatlar. misal, çirkinleri sevmeyişimiz, misal gökyüzünü mavi, suyu saydam görünce resimleyip paylaşmamız, misal, zengini fakiri ayrı düşürüşümüz aslında bu sıfat takıntımızdan geliyor. bir şeyi onaylama tutkumuz had safhada. hatta bırak onaylamayı, fikir beyan etmedikçe anlam kazanamayan diyologlaırn kurbanıyız. şöyle ki, seni sen yapanları dijital ortamda paylaşmaktan, bunalara beğeni kazanma yarışına girmekten pekala zevk alıyorsun. yüksek not aldığında öğretmeninin gözlerine bakışındaki zevk de aynıydı, iyi bir seksin sonunda sana sarılmasını beklediğin sevgilinden alacağın ya da almayı umduğun zevk de. kısacası, onaylanmadıkça artmayan bir tat. beğeni toplamadıkça tekrar edilmeyen davranışın basit organizmasıyız. bu yüzden anlattıkça anlatıyor, sundukça sunuyor, gösterdikçe gösteriyoruz. pek güzel, hiç sorun yok bu durumda. gayet insana yakışır bir durum. yine de, kendini pazarlamayan, sunmayan, anlatmayan, buna da gerek duymayanları meraka sevk ediyor beni bu. sosyalini dijitalinden gerçeğine yöneten, aşkını elinden tutup gezdiren, ruhunu tanımayıp süsleyen bizlerin neye ihtiyacı olduğu konusundaki belirgin olmayan halden pek de çıkabilmeyene uzaktan bakmak isterim.

bence bu dünyada mide bulantısı, korku ve delirmek olmamalıydı. ya da bunlar şiddetli bir biçimde başımıza gelecekse bunun bilgisini önceden edinip hazırlık yapmaya ya da en azından olay esnasında bi düğmeye basıp kendimizi kapatabilmeye gücümüz yetmeliydi.
Begüm harikalar civarinda
bütün inançsızlar gibi sevgimizin sürmesi için bir kanıt görmek istemeye çok yatkınız.
——————:  

ne guzelsiniz/ hala birlikte misiniz?

yemek masalarina ozenmek

ayda yilda bir yemege gelir babam, hadi bi duble de sen ic der, tam konusacak kivama gelmisken, uyuklamaya baslar… fonda oksuz sanirim kendimi ben sensiz icerken calar o anda, aglamakli olurum.

Cektigimiz acilari gercekten hatirlasaydik, delirirdik.
Babam
ben kimseyi sevemem

moon

Yeni/Gun

Yeni gune uyanmak var ya, yeni mi muhim, uyanmak mi cozemiyorum. Bir uyanalim her sey cozulur mu? Yenilenir miyiz? Eskimiyor muyuz her yeni gunde. Sabah kahvesinden ogle yemegi yaparken mantikli dusunemiyorum belki. Basim agriyor. Gozlerim cipil cipil, kirmizi.

Aklimi basima indir yarabbim. Hangi suyun sakasiyim ogrendim artik.

twitter.com/elifcrt

view archive



Takip

Soup.io

Ask me anything

Submit


Stuff I like


View Elif Crt's check-ins on GetGlue